Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

21 Şubat 2011 Pazartesi

HAYATA DAİR-5


Görsel : Deviantart


her şeyin bedelini kanla ödedik...




HAYATA DAİR-5

Çok acı veriyor.Vücudumdaki kırıklar çok acıyor.Ama şimdi çok daha iyiyim.Artık normale dönmeye başladım.Gece hücreme gelip bana su veren iki asker hiç gözümün önünden gitmedi.Aslında askerler gelmeden önce ölüm meleği hücreme gelmişti.Ben ölüm meleğinin bu kadar şefkatli ve merhametli olacağını hiç tahmin etmemiştim.Saçlarımı okşarken,yaralarımı eliyle sıvazlarken hep anam aklıma geldi.Köyümüzde ilkokul yoktu..Okula gitmek için daha beş yaşında anamdan ayrılmıştım..Rahmetli yengem bana anamdan çok emek verdi..Ama ananın yeri de yanı da bir başka..Ve her tatilde köye gelince,anamın dizine başımı koyup yüzüne bakardım.O da elleriyle saçlarımı okşardı.Bazen o halde uyuyunca da kadıncağız uyanmamı beklerdi kıpırdamadan.Ah anacığım ah.Bana hakkını helal et olur mu?
Gece ile gündüzü ayırmaya başladım galiba…Gündüz daha çok insan ,daha çok,gürültü ve ses oluyor..Gece ise nispeten daha sakin..Hem gözlerim de artık daha iyi seçiyor.Biraz acıyor ama.Özellikle nefes almada ciddi sıkıntı çekiyorum.
Hele öksürmek hiç mümkün değil.Sanki ciğerlerime hançer saplıyorlar..
Ve sürekli öksürme isteğimi erteliyorum..
Evet gürültülü bir hareket var koridorlarda..Gittikçe de yaklaşıyor..
‘’Şu kapıyı aç bakalım..’’
Anahtar sesleri,metalin metalle buluşmasından çıkan o ses,benim kapımı açıyorlar.. Evet evet benim kapımı…
Kulağı tırmalayan o gıcırtılı sesle birlikte hücreme kucak dolusu ışık hücum ediyor..Ve ben gizli bir sevinçle birlikte,yeniden tedirgin oluyorum..
‘’Asker çabuk bağla şunun gözlerini..’’
Belki de göz göze gelmekten korkuyor..Bu kadar işkenceden sonra..İçindeki adam( eğer varsa)..mazlum gözlere, masum gözlere bakmaya dayanamıyor demek ki..Daha sonra bunu deneyeceğim.Ne de çok hayal kuruyorum geleceğe dair..Halbuki ölüm sürekli yanımda.Ölüm meleğinin ‘’Hadi gidiyoruz’’  demesi an meselesi..Hoş itiraz edecek durumum da hiç yok.Bu ölüm son üç yılda yanımdan hiç ayrılmadı ki,Bizi ne de çok seviyor ..evet ölüm,Bizimle yatıp kalkan,kantinde çay içen,bizimle servis otobüsüne binen,amfide derse giren,Sıhhiye’de,Kızılay’da,Ulus’da,Tandoğan’da,ve daha birçok yerde mitinge koşan,ve bizden hiç ayrılmayan ölüm,En beteri de Berna’yla baş başa kalmamıza bile müsaade etmeyen ölüm...Evet ölüm.Ve ölümün o aşına yüzü..
‘’Ya bunun nefes alması baya düzelmiş’’ dedi işkenceci..arkasından da;
‘’İt oğlu it yedi canlımıdır nedir anlayamadım…Birde inat ki,hala küfrün dışında ağzından tek kelime alamadık..Biz dövdükçe adam küfrediyor.başka dediği yok..’’
İşkencecinin sesinde hırslanma seziyorum..
‘’Doktor tekrar baksın,bu bize lazım,hemen ölmesini istemem.Elebaşıları bu ..Bu çok şey biliyor…Mutlaka konuşturmamız lazım.Geçen sefer ölçüyü biraz kaçırdık..Az daha ölüyordu.Gerçi şu anda ölüme daha yakın ya..’’
‘’Elbiseleri hep kan içinde,askeri elbise verelim mi?’’ Bu sesi ilk kez duyuyorum..
‘’Önce doktor görsün.Boşuna elbiseleri zayi etmeyelim.eğer ölecek gibiyse,üzerinde askeri elbise olması yanlış olur..bir daha kim soyup giyindirecek, böylece bir kenara atarsınız.’’
‘’Oğlum bak,doktor gelmiş mi..?’’
Koşarak uzaklaşan ayak sesleri.Galiba doktoru getirmeye gitti.Kısa bir süre sonra koridordan yaklaşan ayak sesleriyle doktor geldi..
‘’Doktor hoş geldin..Şuna bir bak. Yaşaması lazım.En azından şimdilik yaşasın..
Daha konuşturamadık..’’dedi,işkenceci..
‘’Asker şu genci bir düz yatırsana’’ dedi,doktor..
Yine tarifsiz acılar,askerin çekiştirmeleri.Ve sessiz  isyan..
‘’Bu delikanlı iki gün önceye göre daha iyi galiba.ancak hayati tehlike devam ediyor.Acilen kırıklarının tedavi edilmesi lazım.Geçen sefer de demiştim.Yoksa bu genç ölür.’’ Dedi doktor..
İşkenceci iyice hırslandı.Sesinin titremesinden anlyorum.
‘’Doktor ölürse ölsün.Ne yapalım.Memleket bir anarşistten kurtulur.’’ dedi.
Doktor kaba bir muayene yapmaya başladı.Dokunduğu her yerden anlatılmaz acılar hissediyordum.Elleriyle kaburgalarımı kontrol etti.çok acı çekmeme rağmen hiç sesim çıkmadım.
‘’Bunun beş kaburgası kırık.Üç soldan iki de sağdan.Bunlar daha çocuk sayılır.Kaburgaları lastik gibidir.Öyle kolay kolay kırılmaz.Nasıl ettiniz de beş kaburgasını kırdınız bu çocuğun.Sizde hiç mi merhamet yok..?’’
Doktorun sesinde acıma ve isyan seziyorum.İşkenceci sert ve emredercesine..
‘’Doktor sen işine bak. Çok konuşuyorsun.Adamın bize ne küfürler ettiğini biliyor musun..? Hem sana mı soracaktık ne yapacağımızı.Ölürse ölsün.Çok da umurumdaydı sanki..’’ dedi.
Doktor kısa bir muayeden sonra;
‘’Bu çocuğun acilen tedavi edilmesini size söylemiştim.Tedaviye ihtiyacı var.Çok zayıf düşmüş.Mutlaka düzenli beslenmesi gerekli.Kırıklarının da bir ortopedi uzmanı tarafından muayene ve tedavi edilmesi gerekli.Bu dediklerimi yapmazsanız bu çocuk ölür.Zaten bu zamana kadar yaşaması mucize.Bereket çok güçlü ve dirençli bir vücut yapısı var.Yoksa çoktan ölmüştü.’’ dedi..
‘’Evet doktor mesele anlaşılmıştır.Yaşarsa sorguya alacağız tekrar.Ölürse bizden kurtulur.Burası Hacettepe Hastahanesi değil.Kusura bakma.’’ dedi işkenceci..
Sonra da emredercesine ;
‘’Evet yeter bu kadar.Haydi çıkıyoruz.Asker ! biz çıktıktan sonra aç şunun gözlerini.Belli ki ölecek.Sakın elbisesini değişmeyin.Dediğim gibi,eğer ölürse, gece götürüp bir kenara atsınlar.Zaten burada olduğunu bilen de yok.’’ dedi..
Hakkımda konuşuluyor..Ve ben hepsini duyuyorum..Demek ki haklıyım,ölüm hala birinci sıradaki yerini koruyor..O zaman kaçmalıyım,gitmeliyim,Cesedimi hücrede bırakıp Berna’ya gitmeliyim...O’nun gülümseyen gözlerinde hayat bulmalıyım..
Ruhumun firarına kim engel olabilir ki..
‘’Ben geldim…’’
‘’Hey Berna! Ben geldim..’’
************************








Taşa Verdim Yanımı -  Nida Ateş
Yöre : Erzincan









‘’ Berna! Ben geldim..’’

‘’Sabit! Sabit! Allaha şükürler olsun..Vurulmuşsun dediler.Az daha aklımı oynatacaktım..''
‘’Evet,şükürler olsun,bana isabet etmedi ama yaralı arkadaşlarımız var..’’
Berna ilk kez heyecanını yenememişti..Boynuma sıkı sıkıya sarıldı..Saf ve içten.Hoşuma gitmedi desem yalan olur. Çok utandım.Yüzümden terler aktı.Fark etmiş olacak ki;hemen mahcup ve mahzun,kenara çekildi.Meraklı kalabalığa döndüm..
‘’Arkadaşlar, Maltepe Köprüsü altında servis otobüsümüz kurşunlandı.Yaralı arkadaşlarımız var.Lütfen önce sakin olalım.Sakın taşkınlığa  meydan vermeyelim.Soğuk kanlı olmak zorundayız.Bizi çekmek istedikleri batağa kendi ayaklarımızla gitmeyelim.Olay elbette ki çok alçakça.Tamamen provokasyona yönelik.Çünkü rast gele bir otobüs ve rast gele bir zaman.İçinde herkes olabilir.Artık karanlık güçler hedef gözetmeden saldırıyorlar.Dolayısıyla hepimiz hedefiz.Kimsenin kimseden bir farkı yok artık.Topluca ve mantıklı hareket etmek zorundayız.Şimdi sizden istediğimiz;kan vermek isteyenlerin,hemen acile gitmeleri.Kan verecek arkadaşları  servis otobüsü götürecek.Bunun dışında hiç kimse hastaneye gitmesin lütfen.Bunun yaralı arkadaşlarımıza hiçbir faydası olmaz.Şimdi sessizce dağılıyoruz..’’
Kalabalık dağılma konusunda ayak direse de sonunda önce büyük kümeler sonrada daha küçük kümelere bölünerek dağıldı.
Berna’yı göremedim.Hatice’ye sordum.O da bilmiyordu.Kantine gittik.tam ortada büyük bir masaya oturduk.Herkes sorgulayan gözlerle olay hakkında bir şeyler öğrenmenin telaşındaydı.Ama kimsenin bildiği bir şey de yoktu.Kafam çok karışıktı.Otobüsün içinde gördüklerim gözümün önünden hiç gitmiyordu.
Tam bir can pazarı yaşandı..Bazıları paltolarının eteğini kafasına siper ediyordu.Bir çocuk çok canımı sıktı.Kız arkadaşının arkasına saklanmaya çalışıyordu.Aptalın yüzünden kız yaraladı.Bir hafta sonra da başka bir kızla gezerken gördüm..Dayağı hak etmişti.Berna ortalıkta yok hala.Nereye gitti ki bu kız?Kimseye de soramıyorum.Akşamki hareketinin mahcubiyetinden hala kurtulamadım zaten.Hatice’yi çağırdım.
‘’Hatice Berna’yı gördün mü’’dedim.
‘’Hayır ama odasına çıkmış.Öyle dediler..’’
‘’Hatice haber ver de bir gelsin’’ dedim..
Gecenin ilerleyen saatlerinde bir arkadaşımız dışında yaralıların hayati tehlikesi olmadığı haberi geldi..Bir tek  Cemil’in durumu ağırdı.Dalağına kurşun isabet etmiş.Bu haberden sonra artık merak,yerini yorgunluk ve uykuya bırakmaya başlamıştı.Kantin ve çalışma salonları yavaş yavaş boşalıyordu.Berna akşamdan beri ortalıkta yok.Aklımdan hiç çıkmadı ama bir türlü arama fırsatı da bulamadım.
Hatice’nin haberi ulaşmış.Berna odasındaymış.Ama biraz rahatsızmış..Tekrar haber gönderdim.Mümkünse aşağı gelsin diye.Biraz sora Berna aşağı indi.Aman Allah’ım  yüzü ne kadar da solgun.
‘’Berna! Ne oldu sana böyle’’ dedim.Sustu ve yere baktı..
‘’Lütfen yüzüme bakar mısın?’’ dedim.
‘’Ben iyiyim,bir şeyim yok..’’ dedi, kısık bir sesle..
‘’Biraz yürüyelim mi?’’
‘’İyi olur.’’ Dedi.
Merdivenlerden yola doğru çıkmaya başladık.Karanlık bir geceydi.Yurtlardan uzaklaştıkça ortalık daha da karanlığa bürünüyordu.İlk kez elini tutmak istedim Berna’nın.Kaçırdı elini ve yanımdan biraz uzaklaştı.
‘’Sabit! Ben bu ikiyüzlü sevda oyunundan usandım..Her gün nerede nasıl davranacağım diye düşünmekten bıktım artık.Kantinde benden kaçıyorsun,amfide yanıma yaklaşmaya korkuyorsun.Otobüste mümkün oldukça başka koltuğa oturuyorsun..Bu nasıl bir şey hiç düşündün mü?’’
Sustum.Ne diyebilirdim ki.Evet dedikleri harfi harfine doğruydu.Hatta bazı durumlarda ‘’keşke Berna burada olmasa’’ derdim içimden.Çünkü ‘’yine ne derler nasıl yorumlarlar’’ endişesi beni yer bitirirdi.
‘’Haklısın,bu konuda çok ihtiyatlıyım..’’diye başladım..
‘’İhtiyatlı değil çok korkaksın’’ dedi..
‘’Ölümü göze alıyorsun ama kantinde elimi tutmaktan ödün patlıyor.Akşam doğal heyecanımı yenemedim sana sarılmak istedi.çok mu yanlıştı yaptığım.Sanki buz dağı gibi durdun.Sen bu kadar duygusuz musun? Yoksa ben ,beni sevmeyen birine mi sarıldım? Belki de millet öyle demiştir.Sen kahramansın ya.Ben de seni tavlamanın peşinde..’’
Doğrusu Berna’dan böyle bir çıkışı hiç beklememiştim..
Ve devam etti..
‘’Sen ve arkadaşların,dünyadan haberiniz yok.Etrafınızdan,çevrenizden hiç haberiniz yok.Daha ne kadar sürecek bu kavga.Neyi çözebildiniz.Her gün ölüm gelip sizi ziyaret ediyor.Bu ziyaretler o kadar sıklaştı ki,artık dayanamıyorum.’’
Artık ağlamaklı sesi iyice titremeye başladı.Ani bir hareketle kollarından tutarak kendime çektim.önce kurtulmak istedi ama sonra teslim oldu.Ve hüngür hüngür ağlamaya başladı.Belki de ilk kez Berna beni de gözyaşlarına boğdu.Sessiz ve sakin yanaklarım ıslandı ilk kez.Bir süre öylece kaldık..İkimiz de içimizi boşaltmıştık.Berna konuşarak ve ağlayarak,ben de sessiz gözyaşlarımla..
‘’Şurada oturalım mı?’’ dedim .Ses çıkarmadı..Basket sahasının yanındaki banklara oturduk..
‘’Seni ne kadar sevdiğimi bilmiyor musun?’’ dedim.
‘’Ama benim sorumluluklarım var.Bunları yok sayamam.Ve bunlara aykırı hareket edemem Berna.Benim için çok mu kolay bunlara katlanmak.Akşam coşkuyla bana sarıldığında aynı coşkuyla karşılık vermek istedim ama olmuyor.Herkes ne der..Sabit evcilik oynamaya başlamış demezler mi?’’
‘’Desinler.Bunda ne var Sabit? Yoksa biz evlenmeyecek miyiz? Evlilik ayıp bir şey mi? Yoksa siz bu mücadeleye mi nikahlandınız?’’
Berna çok cüretkar konuşuyordu.
‘’Herkes akşam senin vurulduğunu söylüyordu.Ne hale düştüğümü tahmin edebilir misin?Bir sürü karmaşık duyguyu bir anda yaşadım.ağladım, kahrettim,isyan ettim ve sevindim..Sevindim mi ki?Sayenizde yarım kaldı sevincim.İki yıldır arkadaşız ,daha sana doya doya sarılamadım bile.Bu bende nasıl bir boşluk oluşturuyor bir bilsen…’’ dedi ve sustu..
Kollarımla sardım ve saçlarını okşamaya başladım.Ne kadar masumdu.Evet kesinlikle bunları hak etmiyordu.Ancak benim de yapacak bir şeyim yoktu.Bir süre öylece sessiz durduk.
‘’Artık babamın baskılarına da dayanamıyorum.Eğer dediğini yapmazsam beni evlatlıktan atacakmış..Anneme de çok üzülüyorum.O da ne yapacağını şaşırmış.Babamla benim aramda sıkıştı kaldı. Babam seni hiç sevmiyor.’’
‘’Babanın beni sevmesi için benim cici çocuk olmam gerek.Ben bunu yapamam ki.’’
Artık rahatlamıştık.İkimizde içimizdeki isyanı bastırmıştık.Şimdi daha sakindik.
Tekrar sıkıca sarıldık birbirimize.Hiç tatmadığım duygusal bir atmosfer kuşatmıştı bizi..Ve o ana kadar hiç yaşamadığımız bir heyecan.Artık duygularımıza gem vuramıyorduk.İkimiz de garip bir titremeye yakalanmıştık.İlk kez O’nu yanağından öptüm,saçlarını kokladım.uzun süre sarmaş dolaş bir vaziyette kaldık..Soğuga rağmen içeri girmeye pek niyetimiz yoktu.
Berna;’’Sabit,bu gün anladım ki;sana bir şey olursa ben asla yaşayamam.Lütfen kendine dikkat et.Çok korkuyorum.Son zamanlarda hemen her gün ölümle burun buruna geliyorsunuz.Sizden ne istiyorlar.Anlamadım bir türlü..’’ dedi.
‘’Bak çiçeğim,her şey düzelecek.Göreceksin,yakında her şey düzelecek.’’ dedim..İnanmasam da dedim..
‘’Çok soğuk hadi içeri girelim.Ben artık üşümeye başladım ‘’ dedi.
‘’Sen git,şimdi kapıda jandarma üst araması yapar..Arkadaki çalışma salonunun penceresini  açtır ben oradan geleyim’’

******************




16 Şubat 2011 Çarşamba

MONA ROZA






Mona Roza : Şiir -Sezai Karakoç
Mona Roza : Okuyan Sacit Onan
(Allah Rahmet Etsin Sacit abimize)




''Düşürdün aşkın narına''
''Karıştırdın küle beni''
(Ali Rıza)





Ey can;
Mum dediğin ateşin içinde bir kez erir ve yok olur.
Aşkla yanan,
aşkla yaşayan kişi her gün erir,
her gün yok olur.


Mevlana Celaleddin-i Rumi




********

11 Şubat 2011 Cuma

YÜREK SARSINTILARI-6

Görsel : Deviantart


''Dilber muhabbetten niye kaçarsın''
''Böyle midir yolunuzun töresi''

''Efendim efendim benim efendim''
''Benim bu derdime derman efendim''
                            (Pir Sultan Abdal)



Bazen güzel günler için bir ömür bekleriz..
Bir ömür...

Sessiz çığlığımı,
hangi kör kuyuya haykırsam ki..
Hangi uykusuz gece inkar eder ki...
Yürekteki yangını..

Bazen elim varmaz kağıda kaleme..
Bazen taştan ağır olur kelime..
Bazen ateşten sıcak, yapışır elime..
Düşer  yüreğime...
Kor gibi…

Susma zamanıdır...
susayıp da kana kana içemeden...
Susma zamanıdır...

Susma
ve
susama
zamanı…




Arzu : Derdim Çoktur Hangisine Yanayım
Yöre : Erzincan

3 Şubat 2011 Perşembe

GÖZLER/İN-2





Görsel : Deviantart
 
                                                                                                                                  Beni ateşle sınayan
                                                                                                                                  gözlerin sahibine...


GÖZLER/İN-2
Beni ışıksız bırakma..
sen benim ışığımsın..
eğer gidersen gözlerimi de götür olur mu..?
ışık olmayınca gözlere ihtiyaç olmazmış...

ama yüreğimin gözleri..
seni bir kez gördü ya..
bin  kez  öldü..
asla unutmaz ki.
öldü ,öldü..
dirildi..

hem gideceğin yere yüreğim ulaşır..
yüreğim kokunu tanıdı ya..
sen kokan kokunu..
sen geldin
ve sen kokan kokun yayıldı her tarafa..
belki Adem (a.s) bilir
cennette yaşadı ya...
ben bilemedim..
ve kokuna sen dedim..

Ve sen bir demet ışık oldun
kör oldu gözlerim..
bakamadım..
Yüreğimle tanıdım..
ilk ellerine dokundum..
ellerine ve saçlarına..
Dokunduğum her yerde tutuklu kaldım..
ben sen de kaldım..
saatler geçti..
günler haftalar geçti..
ben sen de kaldım..
zamanı durduran nefesinde kaldım..
Kanatlarım olduğunu hatırladım..
evet vardı...
uçacaktım..
uçamadım..
Ben hiç yalnız gökyüzünde uçmadım ki..
havalandık ama uçamadık..
kanatların
kanatlarım..
bekliyorum
kanatlanalım..
ve kaybolalım..
kendimizde kaybolalım..
senin gözlerin..
bakınca eridim
eridim..
ve yokluğun sırrına erdim..
gözlerinde erdim..
tarifsiz acıların tadına..
Gözlerin..
en merhametli cellat gibi...
cellat ve merhamet..
boynumu vururken ağlıyordu gözlerin..
yüreğime ağlıyordu...
bakıp gözlerime...
ne olur beni anla diyordu..
anla!
anladım ve ağladım...

gözlerin?
buluta konuk olmuş..
yağacak yağacak..
senin göz yaşların hep bana ulaşacak..
yağmurlardan sonra...
ben yeşereceğim yeniden..
kendi bedenimde..
Ve beni yeşerten o gözlere koşacağım..
ateşe koşan pervane gibi..
koşacağım,,
ulaşacağım..
Ve yanacağım, bir daha yanmamak üzere..
külümü savuracaklar bahçene..
Külüm tanıyacak kokunu,
sen kokan kokunu..
Ve bir gün yüreğinden geçerken ben...
bir damla göz yaşı düşecek küllerime,
acının ve aşkın gözyaşı
aşk acısının göz yaşları..
bir damla masum gözyaşı..
Her gün küllerime basacaksın..
bağrıma basar gibi,
ve..
beni,
bağrına basar gibi...

söyle!
küllerimden doğacak mıyım..?
Yeniden
gözlerine bakacak mıyım..?

Her akşam gözlerin dikilir karşıma,
bana Babil’den
masallar anlatır..
Çin'den,Laçin'den..
Hep ''Yusuf yüzlü çocuklar''
aşık olur Masal perilerine..
 Buluşurlar göğün altında,
bir çocuk heyecanıyla..
ve hep o kara cadı...
ağlarım,
cadı gitsin diye...
''Yusuf yüzlü çocuklar''
üzülmesin,
Peri kızları ağlamasın..
Gözlerin gülümser bana..
bu masal!
bu masal!
Ağlama çocuk!
 bu masal der,
gözlerin..


Senin gözlerin aydınlığın kapısı,
ama uçsuz bucaksız bir dünyanın da..
Ben gözlerinden anladım ..
anladım
ve ağladım...


25 Ocak 2011
İstanbul