Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Aralık 2010 Cuma

YÜREK SARSINTILARI-2


     Fotoğraf:A.Güler-Van Gölü,Akdamar (Ah Tamara) Adası
  3 Ağustos 2010




     ''Yar yüreğim yar,gör ki neler var.''






Eyyy yüreğim,

sana ne desem ki;

Daha sevda şarkılarını hecelemeden,
Yalnızlık sözlerine mahkumsun...

Yalnızlık...

Hey,

saklama yüzünü...

Gözyaşlarını...

Erkekler ağlamaz mı..?

Erkeklerin yüreği yok mu..?

Nara düşmüş yüreği...

Nasıl soğutacak...

Nasıl avutacak...

Gözyaşıyla sulamadan..



Gecenin buğusu bir şebnem,

Göz pınarlarımda beklemede...

Düşmek için yüreğime...




A.Güler 
Kasım 2010 İstanbul.






26 Aralık 2010 Pazar

Van'dan Doğubeyazıt'a

 Van-Doğubeyazıt arası izlenimler...

Geçen yıl 1.sini gerçekleştidiğimiz Ağrı Dağı Zirve Tırmanışı,Çok güzel geçmesine rağmen,Zirveye çıkmak sadece bana nasip olmuştu.Bu yıl (2010) Ağustosunda tekrar tırmanış için sözleşmiştik...
Ve Dünyanın ve Türkiyenin çeşitli yerlerinden gelerek Doğubeyazıt'ta buluştuk...

               





Van Havaalanı...Ben(Tabiiki fotoğrafı ben çektim)Oskar,Richard ve Vedrana şimdi indik..


Muradiye Şelalesi
                                          

Şelalede Hatıra fotoğrafı...

Ben de resim çekenleri resmediyorum...

İşte Benim sevgilimin karlı zirvesi...
Burası Ağrı Dağı'nın Zirvesinin ilk gözüktüğü nokta..
Ve İşte bütün haşmetiyle Ağrı Dağı..
Sağdaki de Küçük Ağrı..
İshakpaşa Sarayı..
Sarayın Paraşütten Görüntüsü..

Oskar,Ben,Arif ve Ercan...
Sarayın Zindanına ineceğiz..
Ve Sarayın Zindanı...


Mahkeme Salonu ve Kadılık Makamı..
Ercan Bey Ben,Ekrem Emmi ve Murat Bey
Makamı paylaşıyoruz..
Sarayın Mescidi
Taş bezemeler harika..

Sarayın Türbesi

Sarayın İç Kapısı
Gerçekten taş oymacılığı harika ötesi..

İç Kapıda hatıra resmi...
Sarayın Mescidi ve türbe

Başka bir açı..
Şeyh Ahmed-i Hani Türbesi...
Mütefekkir Alim,Mem-ü Zin'in yazarı
Türbenin olduğu bölgede çay içiyoruz..


Türkümüz

21 Aralık 2010 Salı

DOKUNUŞLAR-1







Fotoğraf:A.Güler-İshakpaşa Sarayı zindanları...30.07.2010-Doğubayazıt/Ağrı


                                            DOKUNUŞ

                                           Gözlerimi kapayınca…
                                           Belirli belirsiz bir hayalin…
                                           Yokluğun kıyısından..
                                           Mütebessim..
                                           Gözlerin mahsun…
                                           Gözlerin mağrur…
                                           
                                          Gözlerin...
                                          Kararlı-kararsız…
                                          Ve sisler arasından..
                                          Olanca yokluğunla…
                                          Ruhuma dokunuyorsun…
                                          Sıcacık…
                                          Ürperiyorum…….
                                                                             11 Ekim 2010 ,06.59
                                                                           (A.G)



Nida Ateş   

Ben derdimi söyleyemem,
Dilim yaralı yaralı

17 Aralık 2010 Cuma

HAYATA DAİR-2

                      Fotoğraf: L.AYYILDIZ (Trakai Gölü ve Şato-Vilnius/Litvanya)


Bu dünyada bir nesneye,
Yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere,

Gök ekini biçmiş gibi...
                  Yunus Emre.


                                                                

 ABDULLAH'IN SELAMI


 Bu gün anlamadığım bir duygu beni yoklar durur...Sanki bir şey olacak,yada bir haber biryerlerden...Garip bir duygu.Buruk bir duygu...Sanki geceden artakalmış gibi...Neyse işime bakmam gerek.İşe dalınca herşeyi unutuyorum zaten(!)-Bu cümle yazının gelişi bir cümle-İş önemli ama yürek sarsıntıları iş miş dinlemiyor...
''Nereye gidiyoruz efendim..?'' .Gayri ihtiyari ''Sultanahmet'' dedim..Sabahın erken saatleri,yollar tenha,ve şehirde sabahın masumluğu hakim.Gri bir İsatnbul sabahı sahil yolunda bizi karşılıyor..Deniz hafif dalgalı...Balıkcı tekneleri bir tüy gibi dalganın ritmine uymuş sanki dans ediyor...Evet meydana geldik hemencecik...''Efendim şemsiyeniz''.diyor Samet..''Hayır kalsın'' diyorum..Biraz ıslanmanın dayanılmaz cazibesi, davetkar gülümsüyor...Meydan yavaş yavaş uykudan uyanıyor..Erkenci guruplar dikilitaşın etrafında şemsiyelerinin altında, halkalanmış,yavan,ruhsuz bir rehberin anlattıklarını can kulağıyla dinliyor...Meydana kimlik kazandırma ve yenileme projesi yürüyor..Arabaya dönüyorum.Yağmur hızlandı.''Ofise dönelim Samet''.Biraz sonra toplantı var.Notlarımı gözden geçirmeliyim...
''Şu Erkan Oğur'u dinleyelim''diyorum.Çünkü dönüşümüz çok kolay olmayacak.Trafik her yağmurda olduğu gibi yine sıkışacak..''Şu hiç var ya işte onu koy'' diyorum Samet'e.Hayal kurmak ve geçmişi geleceğe bağlamak...Galiba duygusal yanımızı diri tutan da bu.Hem de Anadolu'nun son bin yıllık geçmişini beş dakikalık bir müzik eşliğinde yaşarken...Garip bir şey...Yine sabah ki o duygu...O burukluk..O işte ...Çok anlamadığım bir şey..O neyse O... Beni yoklayıp geçen,yüreğimi sıkıp giden birşey...Sıkmanın ötesinde birazıcık ezen...Gelince hemen gitsin dediğim...Gidince de ne zaman gelecek diye beklediğim...
''Kızım kimseyi içeri almayın'' diyorum,odama geçerken...''İmzalar...'' diyor  Merve.''Acilleri hemen getirin'' diyorum...Çayımı yudumlarken yine yüreğim beni sarsıyor..Sanki çok uzaklardan bir haber gelecek ,ya da ...Bilmiyorum...tarifi imkansız birşey..Hemen toparlanıyorum.Günlük proğramıma bakıyorum...Kızlara birkaç önemli  konuyu soruyorum..Arayanlar listesine bakıyorum, sanki birini arar gibi...''Toplantıdan sonra görüşeceğim.Şimdi kimseyi bağlamayın'' diyorum...
Toplantı başlamadan önce salona geldim...Merhabalaşma ,el sıkma ,hal hatır,derken başlıyoruz...Gözüm masanın etrafını kolaçan ediyor.Bütün koltuklar dolu olmasına rağmen sanki birisi eksik.Evet bu duygu beni bugün kuşatacak gibi.Aklıma inat ,ruhumu bir türlü salona getiremedim...Çok konuşmadan ve konuşulanları anlamadan bitirdim toplantıyı...Ve Çantamı alel acele toparlayıp hızla aşağı indim...Sanki birisi beni durdurup ''Ya neyin var ''diye soracakmış gibi..Ben de kem küm edceğim..''Yok birşeyim'' diyeceğim. ''Var bir şeyim ama ben de ne olduğunu bilmiyorum.'' diyemem ya...Samet ''Yemek'' diyor...''Ofise mi gelsin ,yoksa bir yere mi gideceğiz'' diyor...Saate bakıyorum..13.15 olmuş..''Ofise gidelim'' diyorum...Bir alışkanlık gibi,adet yerini bulsun diye yemek yermiş gibi yapıyorum...Sanki unuttuğum bir şey var hatırlayamadığım.Ya da kaybettiğim ve de arayıp da bulamadığım..
''Kızım şu listedeki herkesi sırayla bağlayın''.Sonra kendi kendime''Derdi olmayan bizi aramaz ''diyorum Merve içeri geldi bir şey söyleyecek,bekliyor..''Evet '' dememle başlıyor..''Efendim birisi geldi sizinle görüşmek istiyor..Sizi tanıyormuş...Ve de Erzincan'da okumuş..size selam verip gidecekmiş''diyor...''adı ne kızım. Bu kim ki ?'' diyorum..''Adı Yavuz'' diyor..Hafızam hızlı bir tarama yapıyor.. Yok.. anlamlı birşey yok...Mütereddit ''Gelsin tamam '' diyorum...İçeriye otuz yaşlarında hafifi sarışın sempatik görünüşlü biri giriyor..''Hoş geldiniz diyorum''..Oturuyor.hal hatır.. ''Sizi hatırlayamadım'' diyorum...''Ben'' diyor ''Erzincan'da okudum.Sizin çok iyiliğinizi gördüm.Şimdi evleniyorum.Düğün yapacağım.Biraz eksiklerim var.'' diyor..''Bir de Geçen hafta Abdullah abiyi gördüm Gebze'de.Hani kereste depoları var ya işte orada..''Cevap vermiyorum...veremiyorum..Abdullah benim can arkadaşım...altı yıl önce kereste ticareti için gittiği Ukrayna'da elim bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti...Sabahtan beri beni kuşatan o garip ve buruk duygunun yoğunlaşarak üstüme çullandığını hissettim..Heyecanla ''Ne eksiğin var'' dedim...anlamamış gibi yüzüme baktı...''Düğün için ne eksiğin var..?'' dedim..İstiyor olmanın ezikliğini kelimelerine yansıtmadan arsızca, ''Damatlık takım alacağım'' dedi.. ''Bir de ..'' gerisini duymadım bile..çünkü artık o mekanda değildim...Üstümde ne varsa eline tutuşturdum.. ''Abdullah'ı görürsen selam söyle'' dedim...Çok şaşırdı ...Her halinden bu kadar para beklemediği belli oluyordu..Ben ayağa kalkınca gitmesi gerektiğini anladı...Elimi bile sıkmasına fırsat vermedim.Hala anlayamamıştı..Bir paraya bir bana bakıyordu şaşkın şaşkın.Geldiğinden çok farklı adımlarla çıktı odadan...
''Kızım kimseyi içeri almayın '' dedim ve arka odaya geçtim...Yüreğim bir kez daha burkuldu... sonra yüreğim gözlerime inci taneleri ulaştırdı...Abdullah'ın aziz hatırası...Bir sahtekar yalacı..Ve Rabbimin beni yoklaması...Belki de sınaması...
Elbetteki Abdullah'ın selamı,bir sahtekar yalancının beklentisinden çok değerliydi..Yalan da olsa....
15 Aralık 2010 Fatih/İstanbul
(A.G)

14 Aralık 2010 Salı

Hayata Dair...






                                           Ne ağlarsın benim zülfü siyahım-Sezen Aksu




Bazan hayat bizi paranteze alır...
Çok bilinmeyenli bir denklem gibi..
Kahrolası aklım üslü ifadelere meyleder.
Ama yüreğim iblise inat...
Kırar bütün zincirleri...
(A.G.)


Bayram dolayısıyla baba ocağına geldik.Aslında,ben hariç herkes iki gün önce geldi.Proğramımın yoğun olması ve bölgemizde önemli açılışların arefe ve bayramın birinci gününe denk gelmesi dolayısıyla,ben ancak bayram günü gelebildim.İnsanın memleketi gibisi var mı...? Ve ilk hissettiğim;samimi,sıcak insanlar...''Hoş geldin oğul..'' Evet biz bu şehrin oğluyuz ''oğuluyuz''.Şehrimin bana ilk tepkisi bu..Gurbetten gelen bir evlat gibi karşılanma...
Yollar ne kadar da tenha.İnsanların pek acelesi de yok.Bunda bayramın da etkisi var tabii...İşte şu yollar,parklar,şu cami...şu hastahane...Ve Hüzün..İşte zihnimdeki O gece.Nice yürekler sevdiklerine ebediyen veda etti.Yüreklerdeki sevgiler vuslatsız bir hasrete,umutlar gözyaşına dönüştü O talihsiz,kadersiz,karanlık gecede.Çalışma zamanıydı.Yaralarımızı sarmak için işe koyulduk.Çalıştık,çalıştık,çalıştık..Erzincan şu an ülkemizin en güzel şehirlerinden birisi.Galiba tarih boyu depremlerle sürekli yıkılan ve her seferinde yaralarını saran bir- irade mi desem yoksa içgüdü mü desem -gelenek oluşmuş.
''Abi mezarlığa gidiyoruz değil mi..?'' dedi Necati.Evet mezarlığa gitmek gerek.Dedem burada yatıyor.''Evet'' dedim,hüzünlü hatıralardan sıyrılırken.Evet Önce mezarlığa gitmek gerek.Bir Fatiha okumak ve yadetmek...
Mezarın başına vardığımda,tarifi imkansız duygular beni kuşatır hep.Dedem Osmanlının son dönemini çocukluk-ilk gençlik dönemi olarak yaşamış.İki ağabeyini-Onun deyişiyle ''dadaş''ını-Sarıkamış Dağları''nda şehit vermiş,ailenin son kurbanlık kuzusu olararak gittiği Aşkale Askeri Toplanma bölgesinden yaşı küçük diye geri çevrilmiş,az ve öz konuşan, derin ve hüzünlü gözlerini bizden sakladığı yaşlarla arasıra ıslatan,şefkat ve merhamet abidesi bir kişilikti...24 nüfuslu büyük ailenin ilk erkek evladı olarak dünyaya geldiğimde;müjdeyi veren ebeye beşi biryede hediye etmiş...Geleneğin toplumsal izdüşümü bu galiba-Erkek evlat geleceğin garantisi gibi algılanmış tarih boyu-Ve bana;''seni veren Rabbıma hamdolsun''.''Gözümün feri,dizimin bağı sensin ey balam''derdi..Müthiş sevecen,kanaatkar,kendisi ve çevresiyle barışık birisiydi.İlk kez Kıbrıs Barış Harekatı sırasında heyecanlandığına şahit oldum ki;-ortaokul-lise çağlarımdı-gece sabaha kadar namaz kılıp dua etti...''İnsan anasız babasız yaşayabilir ama vatansız yaşayamaz oğul'' derdi.Evet,Ey Hacı Mithat Efendi Ruhun şad olsun...Sana çok şey borçluyum;sabırlı olmayı ve hikmetli düşünce geleneğini sen öğrettin bana,Bir de hikmetli ve sihirli kelimeleri.''Bu şairler var ya,Cebrail vahiy getirirken kanadının rüzgarı bunlara dokunmuş''derdin.
Zihnim hala yıllar öncesi hatıralar ile meşgulken ayrılıyoruz mezarlıktan...Aile Baba evinde toplanmış 23 nüfus olmuşuz.Beş erkek kardeşiz,annem babam,gelinler,çocuklar...artık kapalı mekanlara sığmıyoruz...Tatlı bir karmaşa var..Gelinler annemle mutfakta kurban eti pişiriyor.Birazdan büyük bir sofra kurulacak..hep beraber bayram yemeği yiyeceğiz..Ve yüreğim tarifi imkansız duygular içinde.Mütereddit, huzursuz..Ben bu bayramda Yüreğimi baba ocağına götüremedim galiba...

13 Aralık 2010 Pazartesi

YÜREK SARSINTILARI

                     Fotoğraf:A.Güler -Kent Meydanı (Vilnius/Lİtvanya)


Ben şimdi bu yaralı yüreğime ne desem ki..
Ey yüreğim bu deprem kaç şiddetinde..
Aşk'ın fay hattında gel gitler yaşar ruhum...
Yüreğim,Eyyy yaralı yüreğim teselli edenim gitti...
Artık gelsin diye dua edeceğiz..
Annesi cennete giden çocuğun duası gibi,
Saf ve çocukca...samimi..
Gözyaşım cennetten inciler..
Artık zamanıdır...
(A.G)
01 Aralık 2010
01.55




                                        
                                            Tutam yar elinden tutam
                                            Çıkam dağlara dağlara,
                                            Olam bir yareli bülbül
                                            İnem bağlara bağlara....
                                            (Erzurumlu Emrah)-Erkan OĞUR

1.Ağrı Dağı zirve tırmanışı..2009 Ağustos

 2009 Yılı Agustos ayı;belki de hayatta yaşadığım en uzun ve yorucu işti.Birincisi hava çok soğuktu,eksi 32 derece ve fırtına vardı yaklaşık 90 km/sa .İkincisi son etap tırmanma parkuru çok engebeli ve dikti.Üçüncücsü ekipteki arkadaşların tamamı çeşitli nedenlerle geri dönmek zorunda kaldılar.Hayati ihtiyaç maddeleri dönen arkadaşlarda kaldı.Su ve gıda yok denecek kadar azdı.Risk çok yüksekti.Rehberimiz de dönmemiz gerek dedi ama.Risk almadan başarı gelmezdi ki...Kişisel sorumluluğumun üstüne ekibimin sorumluluğu da yüklenmişti...Başarmak zorundaydım hepimiz için.Ve başardım.Karşılığı müthiş bir zirve keyfi...

   Kamp eşyalarımızı atlar taşıyacak..Sırt çantalarımızı da hafifletsek hiç de      fena olmayacak ama...
                                
                                         
 Yaylada,yayla sakinleriyle konuşuyoruz...Bize çay ikram ettiler.Proğram boyunca kullanacağım oyalı tülbent ve el dokuma yün çoraplar aldım.

 Bu çocuklar,elleri ve yüzleri güneş yanığı...Yürekleri dünyayı taşıyacak kadar cesur ve saf...

        Alışveriş ettiğimiz bayan türkçe bilmiyor...Çocuklar tercümanlık yapıyor...
                                                          Richard çok keyifli..
                                                      Nakliye kervanının sakinleri

6 saatlik bir yürüyüş sonunda 3200 kampına ulaştık.Çay hiç bu kadar hoşuma gitmemişti..
3200 kampında yemek zamanı


                                    
İki gündür zire bulutla kaplıydı..Bu gün ilk kez dağın zirvesi göründü...
                                                      Çiçekler her yerde güzel
                                                     

 Kervan 4200'e doğru yol alıyor...Zaman ilerledikçe hem yorgunluk hem de zorluklar artıyor..

Burası 4200 kampımız...Hava çok soğuk ve fırtına var..İnşaallah gece rüzgar durur...


 Richard sakatlandı.Yarınki zirve tırmanışına katılamayacak.Çok üzgün...Ve gelecek yıl tekrar Ağrı'da zirve yapma kararı aldık..Richard için...




                                          Öküzderesi buzulu.Üstü taşlarla kaplı...
                                            4200 Kampında gün batımı...Harika
 Gece 02.00 tırmanışa başladık...Çok dikkatli olmalıyız..Hatanın bu etapta yeri yok..
                       İlk mola yerimiz..Hava çok soğuk...Biraz ılık su içmeliyiz...
 Güneş doğuyor...Dikkatli bakarsanız arka fonda Ağrı Dağı'nın havada asılı duran gölgesini görebilirsiniz...Evet bu moladan sonra Murat Bey geri dönmek zorunda kaldı..Neredeyse 4800' gelmişti...Ama nasip işte...
Zirve öncesi son mola yeri...Ercan Bey de dönmek zorunda kaldı...Artık bundan sonra rehberimiz Ekrem Emmi ve ben devam edeceğiz..Rehberimiz büyük risk aldığımızı söylüyor..Çünkü suyumuz yok..Gıda da yok ama..Hepsi geri dönen arkadaşlarda kaldı..Suyu kar ve buzlardan temin edeceğiz..Başka çaremiz yok..
İşte dört günlük zorlu mücadelenin sonu.Zirvedeyim...Müthiş bir duygu.Yaşamak gerek..Anlatılmaz ki...


Biraz bağırmanın kime ne zararı olur ki..Hem de rüzgara karşı..

Zirve arkadaşlarım.Emre ile Cemre ve Rehberleri..


Artık bugün hep yürüyeceğiz..Araçlar Eliköy'de oraya akşam olmadan ulaşmamız gerek..


Yayla çadırında dinleniyoruz...Uyku da göz kapaklarımıza asılı duruyor...

Ve yaylada Halil İbrahim Sofrası..Berfin anaya teşekkürler..
Proğramın keyif aldığım bölümlerindendi...

Saat 19.00 da araçlarımızın yanına varabildik.Kısa molalar hariç toplam 17 saat yol yürüdük bu gün.Ama değdi doğrusu.Zihnimdeki bulanıklık dağıldı.Üç gündür banyo yapamadık.Ancak vücudumuz da elbisemiz de hiç kokmadı.Bu da Allah'ın bir lütfu olsa gerek...
Gelecek yıl tekrar Ağrı'ya gelmeye karar verdik.İnşaallah Ağustos 2010 'da burada yeniden buluşacağız.Gelecek yıl dört AB diplomatı daha katılacak ekibe..2010'da en kalabalık gurup biz olacağız.Daha şimdiden telefonla katılacağını beyan eden arkadaş sayısı yirmiyi buldu bile...
AB hibe proğramı Su-atıksu yönlendirme komitesi üyesi olarak, ben bu tırmanışı üç yıldır uyum içinde çalıştığım komite arkadaşlarıma adadım.
Onların adına bu riskleri göze aldım.Yoksa çok üzüleceklerdi.
Evet 2010 Ağustos başında Doğubeyazıtta buluşmak üzere...